İslam’ın bin bir tonu

Kimlik siyaseti altında yürütülen savaşların şaşalı retoriğini biraz kazıdığınız takdirde altından katıksız güç mücadelesi çıktığına tanık olursunuz. Amaç o retoriğin peşine takılacak insan gücünün desteğiyle, silah ve toprak kontrolünü ele geçirip iktidar olmaktır.

İslamiyet’te Sünni ve Şii mezhepleri arasında inanış farklılıkları olmakla beraber bu farklılıklar üzerine husumet inşa ederek siyaset yapılması stratejik bir tercihtir. Irak’ta yeşerip Suriye’de serpilen ve iki ülkeyi yangın yerine çevirip en sonunda halifelik ilan eden İslam Devleti (IŞ-İD) felaketi, Şiilerin hamisi İran ile İslamiyet’in en katı ve püriten kolu Vahabiliğin savunucusu Suudi Arabistan ve destekçisi Körfez ülkeleri (Bahreyn hariç) arasındaki güç mücadelesinin ürünü. IŞİD’in Suudi Arabistan projesi olduğu, Pakistan’dan sağlanan askeri donanımla Suriye’de İran destekli Beşar Esad rejimini indirmek üzere programlandığı bugün çeşitli kaynaklar tarafından açık bir şekilde dile getiriliyor.

Ne var ki yaratılan canavar kontrolden çıkmış durumda. IŞİD’in elde ettiği maddi gücü kullanarak devletleşme yoluna gideceğinin işaretleri vardı. Ancak dini ideoloji peşinden sürüklediği kitlelere devlet olarak nasıl hizmet edeceği, ne şekilde kurumsallaşacağı ve müstakbel komşularıyla nasıl ilişkiler geliştireceği hâlâ meçhul. Özellikle de kendisine düşman olarak gördüğü toplulukları göz kırpmadan katlettiği düşünülürse…

IŞİD’e destek veren Sünniler arasında fanatiklerin yanı sıra eski Baas’çıların da bulunduğu biliniyor. Bu anlamda IŞİD’in üzerinde yükseldiği ideolojik zemin gücünü adaletsizlikten, ezilmişlikten alıyor. Diğer bir deyişle Suriye ve Irak’ta Şii hâkimiyetine dayanan baskıcı yönetimlere karşı bir başkaldırı söz konusu. Sınırlar içinde ele geçirilen petrol rafinerileri, barajlar, sınır kapıları yeni kurulan devletin rant gelirlerini oluşturacak. Dolayısıyla etnik ve dini kimlikler üzerinden ayrıştırılan toplulukların dışarıdan sağlanan destekle kaynakları birbirine kaptırmamak adına giriştikleri kıyasıya mücadeleyi izlemekteyiz. Bu arada birbirine düşman olarak gösterilen Sünni ve Şiiler arasında karışık evliliklerin sayısının Irak’ta iki milyonu bulduğunu da not düşelim.

İnsan gücünü mobilize etmek bakımından dini söylemlerin gücü elbette yadsınamaz. Ama inançlar üzerinden siyaset yapmanın en riskli yanı sonuçların öngörülemez oluşu. Fetihle güçlenen, kendine güveni artan IŞİD’in ilerleyişi Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Ürdün ve Lübnan’ı doğrudan tehdit ediyor. Hatta örgütün isminde saklı Levant bölgesinin Güney Suriye ile Filistin’i kastettiği yorumundan yola çıkarak İsrail de alarma geçmiş durumda. İktidar koltuğunu bırakması için uğraş verilen Esad rejimine bağlı uçaklar Irak-Suriye sınırında IŞİD hedeflerini bombalarken, aynı anda hem ABD hem de İran’ın insansız hava araçlarının Bağdat semalarında uçuyor olmaları yeterince düşündürücü. Bağdat yakınlarında Balad ve Taci’de askeri mühimmat, ağır silahlar ve savaş uçaklarının bulunduğu ABD üslerinin IŞİD kontrolüne geçme tehlikesi Washington’ı uykusuz bırakmaya yetiyor. İran açısından ise IŞİD tehdidi örgütün Şii grupları hedef alarak kıyım yapmasıyla sınırlı değil. IŞİD’in Irak’ta kontrolü ele geçirdiği bölge İran’ın Suriye ve Lübnan’la temasını sağlaması bakımından stratejik öneme sahip. Irak’taki Şiilerin dini lideri Ayetullah Ali Sistani’nin yaptığı direniş çağrısı mücadeleyi Sünni-Şii çatışması üzerinden 30 yıl savaşlarına dönüştürebilir. Bu sebeple sorunun çıkış noktası olma açısından Maliki yönetiminin yerine birleştirici ve uzlaşmacı bir figürün başa getirilmesi IŞİD’e destek veren ılımlı Sünnilerin desteğini geri kazanmak açısından hayatı önem taşıyor.

IŞİD’in hilafet adımının tutması düşük bir ihtimal de olsa ardında yatan amaç Müslümanları tek bir kurum altında toplamak. Geçtiğimiz hafta El Nusra’nın Suriye kolu IŞİD’e biat ettiğini açıkladı. Hilafeti yayma amacı taşıyan diğer aktörler meydanı IŞİD’e mi bırakacak? Yakın zamanda taht değişimi beklenen Suudi Arabistan için hilafet ilanı bir meydan okuyuş. Görünen o ki hilafet ilanı siyasi çekişmelere kılıf oluştururken bölgede en hakiki Müslüman olma yarışı da başlıyor.