Türkiye “Bir daha asla!” dedi

İkinci  Dünya Savaşı’nda Auschwitz-Birkenau Kampının Sovyet askerlerince kurtarılışının yıldönümü olan 27 Ocak Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Holokost Kurbanlarını Anma günü olarak kabul edilmiştir.

Geçtiğimiz hafta Ankara’da, AB Bakanı Volkan Bozkır, üst düzey bürokratlar, Yahudi cemaati üyeleri ve yabancı diplomatların da katılımıyla, Holokost kurbanlarını anmak üzere bir tören düzenledi.

Geçtiğimiz yıl ilk kez başkentte, üst düzey resmi yetkililerin katıldığı anma töreni ardından bu geleneğin sürdürülmesi anlamlıydı.

Geçen yılki törene damga vuran TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in İsrail-Filistin sorununa değindiği konuşmasının aksine, bu sene çok-kültürlülük ve barış içinde bir arada yaşamanın önünde ciddi engel teşkil eden anti-Semitizm, İslamofobi ve yabancı düşmanlığına karşı toplu bir mücadele yürütülmesi gerekliliği üzerinde duruldu.

Bakan Bozkır konuşmasında Avrupa’da sağ partilerin yükselişine paralel, giderek artan antisemitizm, İslamofobi ve yabancı düşmanlığına dikkat çekti: “Günümüzde anti-semitizm hastalığının kendisine İslamofobi ve yabancı düşmanlığı gibi yeni dostlar devşirdiğini görüyoruz. Çok-kültürlü toplum ve birlikte yaşama geleneğinin devam ettirilebilir olmasına yönelik şüpheler ve aşırı sağ partilerin yükselişi, gelecek için kaygıları artırmaktadır… Dünya genelinde artmakta olduğunu müşahade ettiğimiz antisemitizm, İslamofobi ve yabancı düşmanlığının zaman zaman ülkemizde de bazı marjinal çevrelerde etkili olduğunu maalesef gözlemliyoruz” diyen Bakan Bozkır, hangi dini, etnik ve mezhebi kimliğe karşı olursa olsun herhangi bir nefret söylemine müsamaha göstermelerinin mümkün olmadığını ekledi.

Doğrusu, azınlıkların maruz kaldığı ayrımcılıkla mücadele için AB Bakanlığı’nın desteklediği, Sivil Toplum Diyaloğu programı kapsamında yürütülen ‘Sosyal Medya ve Azınlıklar Projesinin’ törenden bir gün önce kapanış resepsiyonu vardı. Proje dahilinde düzenlenen atölye çalışmaları, konferanslar ve yapılan saha araştırmaları azınlıkların sosyal medyada karşılaştıkları sorunlar hakkında bir farkındalık yaratmayı amaçlıyordu.

Ne var ki, nefret suçu da dahil olmak üzere, ayrımcılığın her türlüsüyle mücadele, hem zihniyet değişikliği hem de caydırıcı hukuki yaptırımlar gerektirdiğinden oldukça uzun ve meşakkatli bir süreç.

İftira ve İnkarla Mücadele Birliği’nin (ADL) verilerine göre Türkiye’deki antisemitizm oranı yüzde 69 ile İran’dakinden bile yüksek. Hrant Dink Vakfı’nın 2014’te yapmış olduğu ‘Medyada Nefret Suçu Projesi’ sonuçları ise nefret suçunun en çok Yahudileri hedef aldığını gösteriyor.

Öyle ya; yıllar sonra yeniden hizmete giren Balat’taki İştipol Sinagogu’nun duvarlarına yazılama yapılması; bir entellektüelin Noam Chomsky’yi “solcu artığı Yahudi,” olarak nitelemesi ve “Barış için akademisyenler” isimli tartışmalı bildiriye imza atan akademisyenlerden birinin Sefarad Yahudisi ile evli olduğunun sanki bir suç isnat edercesine manşete taşınmasının ardından sadece iki hafta geçmedi mi?

Yine de bardağın dolu tarafını da görmemiz ve 2015 yılının hükümetin içten adımları sayesinde Türk Yahudi Cemaati için bir dönüm noktası olduğunu da kabul etmemiz gerekiyor. Ankara’da Holokost ve Struma kurbanları için düzenlenen törenlerin yanı sıra yenilenerek tekrar açılan Büyük Edirne Sinagogu ve tabi Ortaköy’deki Hanuka kutlaması… Sadece acıları değil, sevinçleri de bir arada paylaştığımız bir yıl oldu 2015.

Bu açıdan bakıldığında, geçtiğimiz hafta Ankara’da düzenlenen tören birçok yönden önemliydi. Birincisi, Müslüman bir ülkenin Holokost’ta hayatını kaybeden Yahudilerin acılarını paylaşıyor olması, uluslararası topluma bir mesaj yolluyordu. Özellikle AB üyelik süreci tekrar canlandırılmaya çalışılırken-üstelik de dışarıdan ülkedeki ifade özgürlüğüne yönelik artan eleştiriler karşı-Türkiye’nin demokratik ve çoğulcu ülke imajını pekiştiren bir adımdı.

Öte yandan, İsrail ile ilişkiler normalleşme sürecine girmişken, hükümetin kendi Yahudilerine yapacağı bir jest Tel Aviv’de de pozitif bir karşılık bulurdu.

Ancak uluslararası topluma verilen mesajlar kadar, hatta daha da önemlisi iç kamuoyuna verilen mesaj idi. Türk toplumunda antisemitizmin yaygınlığı düşünüldüğünde, Holokost kurbanlarını anmak amacıyla düzenlenen törene üst düzey siyasi temsilcilerin katılımı, muhafazakar çevrelere örnek teşkil etmesi bakımından oldukça anlamlıydı.

Şu bir gerçek ki, antisemitizm, İslamofobi ve yabancı düşmanlığı aynı şekilde ‘öteki’ye duyulan nefretten besleniyor. Bu nefretin nasıl son kertede ötekinin yok edilmesine varabileceğinin ise en acı göstergesidir, Holokost.

Hahambaşı Rav İsak Haleva’nın törende söylediği gibi: “Hepimiz Holokost’tan ders çıkarmalıyız ki bir daha asla yaşanmasın!”