Fırat Kalkanı nereye uzanacak?

Türkiye’nin Suriye’de sahaya aktif müdahalesine Şam’dan prosedür gereği bir kınama haricinde ne Rusya, ne İran’dan ciddi bir tepki gelmemiş olması, ABD’ninse baştaki destekler pozisyonu Fırat Kalkanı Operasyonu’nun belli bir koordinasyon dahilinde gerçekleştiğinin işaretiydi. Bu da diplomatik diyalog kanallarının yeniden tesis edilmesinin sonuç verdiğini gösteriyor.

Bununla beraber saha koşullarının kayganlığı, savaşan aktörlerin nitelik ve niceliğinden kaynaklı sorunlar ve onları destekleyen ülkelerin farklı önceliklere sahip oluşu gibi birtakım faktörler göz önüne alındığında, özellikle harekatın kapsamı genişlediği ve süresi uzadığı takdirde, Türkiye’nin Suriye savaşının içine çekilme riski büyük.

Şu an için, operasyonun öncelikli hedefinin IŞİD’in lojistik hatlarını kesecek şekilde sınır bölgesinden temizlenmesi olduğu ifade ediliyor. Stratejik amacın ise, IŞİD’den temizlenen bölgelerin Suriyeli Kürtlerin silahlı gücü YPG’nin eline geçmesinin engellenmesi olduğu herkesçe malum.

Evet, IŞİD’in attığı füzelere angajman kuralları içinde karşılık verilmesi operasyonun hukuki çerçevesini oluşturuyor. Bu anlamda geçtiğimiz yıl kasım ayında Rusya ile yaşanan kriz olmasaydı, belki Kilis’e düşen ilk füzenin ardından böylesi bir harekat gelebilirdi.

Ancak Fırat Kalkanı Operasyonu’nu zamanlama bakımından asıl tetikleyen gelişme, YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) Münbiç’i ele geçirdikten sonra -ABD’nin bu konuda Türkiye’ye verdiği güvenceye rağmen- Fırat’ın batısına doğru yayılmayı sürdürme niyeti göstermiş olması.

Suriyeli Kürtlerin Cizre ve Kobani kantonlarını Fırat’ın batısındaki Afrin kantonuyla birleştirerek sınırda bağımsız bir Kürt devleti kurmaları Türkiye’nin kırmızı çizgisi. Zamanında Kuzey Irak’taki oldu bittilerden alınan dersler ışığında, ABD’ye duyulan güvensizliğin Türkiye’yi bu konuda inisiyatif almaya ittiğini söylemek mümkün.

Ankara, bazı uzmanların işaret ettiği gibi kantonların sınırda oluşturulacak de fakto güvenli bölgenin altından birleştirilme olasılığına da set çekmekte kararlı görünüyor.

ABD destekli SDG ile Türkiye destekli ÖSO arasındaki çatışmaların derinleşmesi Washington ile halihazırda 15 Temmuz darbe girişimi ertesindeki krizin daha da büyümesi demek. Nitekim Washington’dan (dışişleri, savunma bakanlığı ve Pentagon olmak üzere) ardarda gelen açıklamalar bu yöndeki endişeleri doğruluyor. ABD’nin “esas düşman IŞİD’e karşı odaklanın” mesajının gerisinde, bugüne dek IŞİD’le mücadelede gücünü kanıtlamış ortağını, sahadaki kara gücünü kaybetme kaygısı yatıyor. Özellikle de Rakka Operasyonu kapıdayken.

Türkiye askeri açıdan elini taşın altına koymuşken, bugün de PYD ile arasında bir seçim yapmasını istediği takdirde Washington’ın karar vermekte daha da zorlanacağı aşikar. Bu bakımdan sahada savaşan grupların yetki alanlarının belirlenmesi ve bu yönde evvelden verilen sözlerin yerine getirilmesi çatışmayı azaltarak, tansiyonu düşürür.

Üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise, Fırat Kalkanı ile Suriye’de elde edilen kazanımların uzun vadede nasıl muhafaza edileceği. Biraz daha açarsak, iki başlık çıkıyor karşımıza. İlki, ÖSO’nun savaş kabiliyetlerinin artırılması, diğeri YPG’nin ilerleyen dönemde Fırat’ın batısına geçme girişimlerinin nasıl önleneceği…

Özgür Suriye Ordusu denilen yapının bünyesinde radikal gruplar barındırması, savaş kabiliyetleri açısından geçmişteki başarısız sicili, ilerleyen dönemde hem IŞİD, hem YPG hem de rejim güçlerine karşı nasıl bir performans sergileyeceği konusunda soru işaretleri barındırıyor. Bu da hem sayıca hem de nitelik açısından desteklenmesini elzem kılıyor.

Öte yandan, sınır boyunca IŞİD’den temizlenen bölgenin nasıl korunacağı NATO’nun Rusya tepkisinden çekinerek müdahil olmak istememesi, ABD’nin de seçimlere aylar kala Suriye konusunda paradigma değişikliğine gitmesinin mümkün olmamasından ötürü belirsizliğini koruyor.

Yine bazı uzmanların dile getirdikleri gibi Irak’taki Başika tipi bir askeri üs kurulma olasılığının başta Şam olmak üzere tepki çekeceğini tahmin etmek güç değil, en azından bugün için.

Kırmızı çizgilerin muhafazasına gelince, bu konu Türkiye’nin uluslararası boyut kazanan Kürt sorunu çözülmediği sürece gelecekte yeni sınır ötesi müdahalelerin önünü açacak, kanayan bir yara olma riski taşıyor.

ABD’nin -tıpkı Fırat’ın doğusuna geçilmesi konusunda olduğu gibi- şiddet sarmalına son verilmesi yönünde ağırlığını koyması Suriye’de IŞİD’e karşı işbirliğinin daha sorunsuz yürümesini sağlayacağı gibi uzun vadede bölge istikrarına da katkı sağlayacaktır.

Suriye’nin siyasi geleceğine dair tarafların “toprak bütünlüğünün korunması” konusunda ağız birliği etmeleri boş yere değil. Bu bağlamda, gerek federasyon ilan eden Suriyeli Kürtler, gerekse Suriye’deki kazanımların sağladığı cesaretle Türkiye’de şiddet dozunu artıran PKK’ya iletilen mesajın doğru okunması gerekir.