Edirne kaybettiği cemaatini geri çağırıyor

image

Mısır’daki esaretten kurtuluşun kutlandığı Pesah Bayramı’ndan tam bir hafta önce, Türk Yahudi Cemaati heyecan ve umut dolu bir güne uyandı. Otobüslerine binip, Edirne’ye doğru yola çıktılar. Bir zamanlar, 1934 Trakya olayları olarak anılan yağma ve yıkımın ardından, ailelerinin terk etmek zorunda kaldıkları o şehre.

O gün Edirne’deki Büyük Sinagog’un restorasyon sonrası yeniden açılış günüydü. “Ben bu sinagogda görev yapan son hazandım, “diyordu David Azuz, “En son 1969’da kapısını açmıştım.” Şimdi yıllar sonra ilk kez dualar tınlayacaktı duvarlarında. Ancak ne yazık ki ertesi gün yine sessizlik çökecekti kutsal mabede, çünkü Edirne’de artık minyan yapacak cemaat kalmamıştı.

Balkanların en büyüğü ve Avrupa’nın ise 3.en büyük sinagogu sayılan Büyük Sinagog, güneş tonlarındaki duvarları ve görkemli kubbeleriyle adeta eski günlerindeki gibi ihtişamlı duruyordu. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen projenin 3.7 milyon dolar tuttuğu belirtiliyordu.

Türkiye cumhuriyet tarihinde açılan ilk sinagog olması sebebiyle hükümetin girişimi hakikaten bir milattı. Üstelik bu açılım tam da “Türk Yahudileri artan antisemitizm sebebiyle ülkeden göç mü ediyorlar” tartışmalarının üstüne gelmişti. 2010’daki Mavi Marmara olayından bu yana Türk-İsrail ilişkilerindeki gerginliğe paralel antisemitizm artmış ve hatta geçtiğimiz yaz Gazze Savaşı sırasında tavan yapmıştı.

Ne yazık ki, bugün hala Türk Yahudileri İsrail ile aralarındaki duygusal bağların milli tabiyet şeklinde algılanması sebebiyle toplumda öz be öz Türk vatandaşı değil de daha çok birer yabancı gibi görülüyorlar. Bu sebeple de günlük hayatlarında, İsrail ile Filistin arasında kopan her kavgada daha da şiddetlenen nefret söylemine ve tehditlere maruz kalıyorlar. Bundan daha birkaç ay önce değil miydi?…Edirne valisi Kudüs’te Mescid-i Aksa’daki olaylara mukabil Edirne’deki sinagogu müze yapacaklarını söylemişti.

Türkiye’de Yahudi olmanın zorluklarını belki de en iyi anlatan Cemaat Başkanı İshak İbrahimzadeh’nin Edirne’de açılış sırasında yaptığı konuşmaydı. İbrahimzadeh, Osmanlı İmparatorluğu yıkılırken tohumları atılmış, azınlıkları birer vatan haini olarak gösteren söylemlerin, bugün halen Yahudi toplumuna bakışı şekillendirmeye devam ettiğini söylüyordu. Devlet kurumlarının tepelerine dahi sinmiş olan Yahudilerin ülkeyi bölmek istediklerine dair düşünceler ve her olayın ardında bir Yahudi arama refleksi yüzünden, Türk Yahudileri her kriz anında ne kadar sadık ve faydalı birer vatandaş oldukları kanıtlamak zorunda bırakılıyorlardı. İşte tam da bu sebepten hükümetin Edirne Sinagogu’nu açıyor olması antisemit davranışlara verilecek en güzel cevaptı.

Başbakan Yardımcısı Bülenç Arınç’ın sözleri de bir o kadar cesaret vericiydi. Hükümetin gerek Holokost gerekse Struma Faciası için anma törenleri düzenleyerek, Türkiye’de antisemitizmle mücadele etmeye çalıştığını söyledi Arınç. Ve ekledi:” Türkiye’de bir Yahudi ve bir Hristiyan’ın da bu topraklarda bir Müslüman kadar hakkı vardır.”

Arınç’ın konuşması dakikalarca alkışlandı. Sinagogu dolduran kalabalık Arınç’ın söylediklerine gerçekten inanmak istiyordu. Her şey bir yana bu topraklarda ortak bir geçmişe sahip ve ortak bir gelecek planlayan insanlar olarak sadece bir renkten ibaret değil, Türk toplumunun gerçek bir parçası olduklarını hissetmeye ihtiyaçları vardı.

O gün umut dolu bir gündü. Yolda giderken İda Romano’nun söylediği sözler yüreğimize işlemişti: “Edirne’de çok güzel günlerimiz oldu. Benim kalbim Edirne’de kaldı.”

Açılıştan evvel, Edirne’deki Musevi mezarlığını ziyarete gidildi. Grupta yurtdışından gelen ziyaretçiler de vardı. İnsanlar mezar taşlarındaki isimleri tarihleri kontrol ediyor, aile bağlarının ve kayıp tarihin izlerini sürüyorlardı. Tam ölüleri anmak için okunacak Kadiş duası başlamadan önce 50’li yaşlarda bir adam yanındakilere şaşkınlıkla mezarı işaret ediyordu: “İşte buldum onu! Bu benim büyük babamın mezarı.” Ne tesadüftü ki, Pinhas Taranto bundan 55 sene önce Edirne’deki Büyük Sinagogun yeniden açılış tarihi 26 Mart’ta hayat veda etmişti.