AB ile varılan anlaşma Brüksel’den nasıl görünüyor?

Geçtiğimiz haftaya damga vuran olaylar şüphesiz Brüksel ve İstanbul’u hedef alan terör saldırılarıydı.

Özellikle Türkiye’nin çeşitli terör örgütlerinin saldırılarına bu denli açık hale gelmesinin ardındaki sebepler doğru analiz edilip, yerinde tedbirler uygulamaya konulmadıkça ne yazık ki “bu sondur” demek de mümkün olmayacak.

İstanbul’da bombanın patladığı saatlerde Brüksel’de de terör tartışılıyordu. Dünyanın en saygın düşünce kuruluşlarından olan German Marshall Fund (GMF) tarafından bu yıl on birincisi düzenlenen Brüksel Forumu’nda yapılan tartışmaların ana ekseni küresel terör ve radikal akımlarla mücadele, mülteci sorunu ve bu sorunların ülkelerin küresel güvenlik stratejilerine nasıl yön vereceği üzerine kuruluydu.

Başta Suriye krizi olmak üzere, İran’la nükleer anlaşma, Çin’in yükselişi, Rusya’nın Avrasya ve Kafkaslar politikaları, enerji güvenliği başlıklı paneller hararetli tartışmalara ev sahipliği yaptı. Bununla birlikte toplantılarda insan güvenliğinin giderek devlet güvenliğinin önüne geçtiğini, dijital devrimin sıkça vurgulandığını, daha eşitlikçi bir liberal ekonomik düzen yönünde atılması gerekli adımların dile getirildiğini ve kadın-erkek eşitliği için gerekli zihniyet dönüşümünün de aynı ciddiyetle ele alındığını not etmek gerek.

Brüksel Forumu’nun belki de en ilgi çeken paneli Avrupa’da tüm gözler mülteci krizinin çözümüne çevrilmişken, Türkiye ile AB arasında anlaşmaya imza konulması ardından ayağının tozuyla toplantıya gelen AB Bakanı Volkan Bozkır ve AB Bütçe Komisyonu Başkan Yardımcısı Kristalina Georgieva’nın katılımıyla gerçekleşti.

Çekişmeli geçen müzakere süreci sonrası yorgun olduğu gözlenen ikili ‘Mülteci Krizi: Avrupa’nın Gerilim Testi’ başlıklı toplantıda gerek Türkiye gerekse uluslararası camia içinde birçoklarınca şüpheyle karşılanan anlaşmaya dair kafalardaki soru işaretlerini gidermeye çalıştı.

Tarafların varılan noktayı nihai hedefe varılmış olmaktan ziyade o hedefe ulaşma yolunda atılmış önemli bir adım olarak gördüğünü söylemek yerinde olur.

Zaten Bütçe Komisyon Başkan Yardımcısı Georgieva’nın da görüşleri bu yöndeki yaklaşımı destekler nitelikteydi. Türkiye-AB arasında yapılacak 1-1 mülteci takasında AB’nin belirlediği 72 bin kişilik kotanın sadece bir başlangıç birimi olduğunu ifade eden Georgieva, “AB mülteci sorunuyla uzun yıllar baş etmek zorunda olduğunun farkında. Mülteci krizine ilişkin diyaloglarda, Avrupa’daki 1,5 milyon mülteciyi tartışıyoruz, peki ya çeşitli felaketler sebebiyle kapımıza dayanma riskiyle karşı karşıya olan 59 milyon insan ne olacak? Bu sebeple AB’nin mülteci krizine yol açan sorunların köküne inerek -özellikle askeri çatışmalara siyasi çözümler getirilmesi yolunda- gayret göstermesi gerekli. Dahası bize düşen Türkiye, Ürdün veya Lübnan’daki mültecilere barınacak yer ve aş vermekle sınırlı olmamalı, o insanlara okullar ve iş imkânları da yaratmalıyız ki bu akış yavaşlatılabilsin” dedi.

AB’nin zamanında Türkiye’nin uyarılarını dikkate almak yerine yaklaşan tsunaminin fotoğrafını çekmekle uğraştığını belirten ancak geç de olsa durumun ciddiyetinin kavranmış olmasına ilişkin memnuniyetini ifade eden Bozkır, mülteci sorununun çözümü için Avrupa’dan para yardımından ziyade işbirliği ve sorumluluk paylaşımı beklediklerinin altını çizdi. Bunun için de Türkiye’nin kendini tekrar ailenin bir parçası gibi hissetmeye ihtiyacı olduğunu söyledi.

Gerek mültecilerinin geri kabul süreci gerekse vizesiz seyahat beklentisi olsun;  tarafların yerine getirmesi gereken yükümlülükler, mevcut konjonktür ve kurumların bürokratik işleyişleri gibi birçok faktörden ötürü uygulamada sıkıntı yaratması muhtemel bu anlaşmanın her şeye rağmen yasal olmadan Avrupa’ya girmeye çalışan mültecileri bir nebze olsun caydırarak, insan kaçakçılarının eline düşmekten kurtarması umut ediliyor.

Toplantı arası yapılan kahve sohbetlerinde ise şüphecilerin ağırlıkta olduğunu söylemeden geçmeyelim.

Panelin başında Avrupa’nın bu gerilim testinden güçlenerek çıkacağı temennisi paylaşılmıştı. Aynı temenninin Türkiye için de geçerli olması, özellikle AB ile ilişkilerinin canlandırılması noktasında Kıbrıs barış görüşmelerinin olumlu seyrine ve bu bağlamda vetoya takılan müzakere başlıklarının açılmasına bağlı.

Haziran itibariyle de Schengen’in tümden kalkması yerine daha dar bir temsil grubu için (örneğin, iş adamları, akademisyenler, öğrenciler, vb.) vizesiz seyahat ayrılacağı sağlanması daha yüksek bir olasılık.

Brüksel Forum’da dinleyicilerden birinin Türkiye’nin giderek Kopenhag kriterlerinden uzaklaştığına dair eleştirilere Bakan Bozkır’ın yanıtı, anlaşmaya dair şüpheleri yatıştırmaya yetmese de oldukça düşündürücüydü: “Türkiye’yi AB’den uzaklaştırarak eleştirdiğiniz noktaların -ki bunların bazıları yerinde bazılarının ise yanlış bilgilendirmeden kaynaklandığını düşünüyorum- gelişmesini sağlayacak olanaklardan da mahrum bırakmış olursunuz. Türkiye’nin daha iyi bir ülke olabilmesi için birlikte çalışmalıyız… Türkiye bölgede dolaşan diğer trenlerde değil, Brüksel’e giden trende olmalı!”